Elif Nur ÖZYÜREK
Bu yazıyı okuyan cihan kıymet okuyucularımız ile toplumumuzda tabuya dönüşmüş iki husus üzerinde duracağız. İlki eleştiri. Korkuyoruz, eleştirmekten ama en çok eleştirilmekten korkuyoruz. Bu korku o kadar ele geçiriyor ki benliğimizi her şeye gözümüzü, kulağımızı kapatıyoruz. Sonra da susuyoruz. Böylece görmüyor, duymuyor ve bilmiyor oluyoruz. Kimse hakkımızda kötü bir şey söylemiyor. Çünkü kimse hakkımızda bir şey söylemiyor. İnsanlar sustukça biz yerimizde sayıyoruz. Neden mi? Gelişecek alanı düşünmüyoruz. Biz susuyoruz, insanlar duruyor. Oysa susmamalıyız, durmamalıyız. Eleştirmeliyiz; fikirleri, kişileri, günceli her şeyi. Sevgili okuyucu bu yazıyı da eleştirmeliyiz. Belki eksik bıraktığım bir yer var ve siz bunu söylediğiniz zaman biz bu eksiği birlikte kapatacağız.
‘’ Korkmadık, savaştık ‘’ diyoruz. Bu sözün izinden ne kadar gidiyoruz? Bizim savaşımız görmezlikle olmalı, bizim savaşımız duymazlıkla olmalı, bizim savaşımız bilmezlikle olmalı. Biz cehalete karşı kuşanmalıyız kılıçlarımızı. Biz kılıçlarımızı en çok kendimize doğrultmalıyız. Kendi cehaletimizden başlamalıyız. Kendimizi eleştirerek yola çıkmalıyız. Sorgulamaya, üzerinde duracağımız ikinci husus üzerinden hep birlikte başlayalım. Bu konuyu görüyoruz. Bu konuyu duyuyoruz. Biz bu konudan kaçmak istesek bile bu konuyla birlikte yaşıyoruz. Biz kadın cinayetleri ile iç içe yaşıyoruz. Ama sesimizi yeterince gür çıkaramıyoruz. Ben, burada kelimelerim ile haykırıyorum. Duyun beni! Sizin de sesiniz yükselsin. Yükselsin çünkü duymak istemeyenin kulağından vicdanına sızalım. Sızalım ki uyansın vicdanı. Yirmi bir yaşındayım. İlk defa bir kadın cinayetini anlamlandırdığımda ise on yaşındaydım. Çocuktum, bir genç kadının nasıl katledildiğini görmüştüm. Unutamadım; ne adını ne gülüşünü ne de ölümünü. Ben Münevver Karabulut ‘u unutamadım. On bir yıl geçti aradan. On bir yıl içerisinde bilinen üç binin üstünde kadın katledildi. İnsan çok aciz bir varlık ya ben de insanım ya işte ben bu üç bin kadının birkaçı dışında isimlerini unuttum her defasında. Nefret ettim bu yüzden kendimden ama unuttum. Bu kadınlar kimi zaman zihni kirli ruhu yükselmeyi becerememiş ‘adamlar’ tarafından öldürüldü. Kimi zaman da ihaneti her zerresinde can bulmuş hainler tarafından katledildi. İşte birinin daha adını unutamadım Aybüke Yalçın’ı unutamadım. Memleketin her köşesi bizim diyerek, al bayrağın gölgesine tutunarak çıktığı yolda yolu kesilen, ömrüne set vurulan öğretmenimi unutamadım. Onu kaybedeli de üç yıl olmuş. Sahi biz kaç dakikamızı ayırdık yitip giden kadınların umutlarına, hayallerine. Biz kaç dakikamızı ayırdık onların korkularını hissetmeye. Ben his kelimesini yazarken ürperdim. Anlık bir düşünce bile aklımı kaybetmeme sebepti. Kıymetli okuyucu sen de ürperdin mi? Sahi hiç düşündük mü gidenlerin ardında kalanları? Münevver Karabulut’un ailesinin içindeki od söndü mü acaba? Aybüke Yalçın’ın öğrencileri ne durumda, unutabildiler mi öğretmenlerini? Pınar Gültekin’in dostları hiçbir şey yaşanmamış gibi devam edebildiler mi hayat denen yollarına? Hepimiz bir düzlemdeyiz fakat hangi noktada duruyoruz? Biliyorum, senin de iç sesin diyor ki ‘’Biz böyle değildik. Biz, kadın erkek diye ayırmaz insan gözüyle bakardık. Bir kategori yapacaksak cesur- korkak, iyi-kötü diye ayırırdık. Bizim içimizde yoktu, arız bu. ‘’ Biliyorum yine diyorsun ki ‘’ Biz Tomris Han’ı çıkarttık göğsümüzden, biz Nene Hatunla, Kara Fatmayla yol aldık, biz sesimizi Sultanahmet Mitingi’nde Halide Edip ile duyurduk.’’ Evet, sana katılıyorum biz ruhu şad olan bu kadınları çıkardık içimizden. Bu kadınların ruhundaki cesaret, ilim, sevda bugün kadınlarımızın içinde yaşıyor zaten. Sorun şu ki kadınlar yaşayamıyor. Biz mazimizle övünürken, Tomris Han’dan gururla söz ederken görmüyoruz atiye can olacak kadınların birer birer toprak oluşunu. Ya da görüyoruz, belki çok sinirleniyor, düşünüyoruz. Ama yeterince sesimiz çıkmıyor ki devam ediyor bu kan seli.
Son paragrafımı yazarken sizden bir şey istiyorum. Korkun. Evet, sizden korkmanızı istiyorum. Ancak bir yara izine bakmaktan değil. Baktığınız yara izinde sustuğunuz için aksinizi görmekten korkun. Korkun, duyurmadığınız için yüzünüzü görmekten korkun. Korkun ve sorgulayın!