Trabzon Türk Ocağı

KIBRIS’TA YENİ BİR DÖNEM

Kübra ABANOZ

Dünya gündemi dinamik bir şekilde hızla değişiyor ve neredeyse her ülkede etki bırakıyorken Türk dünyasındaki değişimleri geri plana atmak bilinçli bir yaklaşım olmaz. Bu sebeple yakın zamanda gerçekleşen KKTC cumhurbaşkanlığı seçimleri en az ABD başkanlık seçimleri kadar gündemimizde yer tutmalıdır. Yavru vatan Kıbrıs ile geçmişten gelen sıkı bağlarımızı geleceğe taşımak için bazı hatırlatmalar yapmak faydalı olacaktır.

Yakın tarihimizin kanlı sayfalarında gezinecek olursak şüphesiz ilk akla gelecek şeylerden biri Kıbrıs Türkleri’ne yapılan baskı ve kışkırtmalar olur. Yıllardır Yunanistan’la birleşme hayali kuran Kıbrıs Rumları planladıkları saldırılarla sayıları yüzden fazla olan Türk köylerinde insanlığı utandıracak sonuçlara imza atmışlardır. Bu katliamın en karanlık yüzlerinden biri de Tabip Binbaşı Nihat İlhan’ın eşi ve çocuklarının başına gelen vahşetti. Türkleri imha işlemi o kadar büyüktü ki Mürvet Hanım üç çocuğu ile banyo küvetine saklanmışsa da rum çetelerinin katliamına engel olamadı. 1974’te “Ayşe tatile çıksın” mesajına kadar şiddetlenen bu baskılar giderek artma eğilimindeydi. Adanın geleceğinin ne olacağı belirlenemiyordu. Bu şartlarda beklenen, Türkiye’nin “Hükümet konjonktürü hazırlamaktadır.” mesajı Denktaş’a rüyasında gördüğü Atatürk’ün sözlerini hatırlatmıştı: “Konjonktüre dikkat et Denktaş! Konjonktür çok önemlidir!” Türk askerinin adaya ayak basışının verdiği moral dahi bu denli önemliyken neden yavru vatan dendiğini daha iyi idrak edebiliriz. Cumhuriyet tarihinde ilk kez uygulanan kara, hava ve deniz birliklerinin çıkarma harekatıyla gerçekten de savaş için değil, barış için adaya girilmişti. Sokullu Mehmet Paşa’nın dediği gibi kesilen kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür biterdi. Kıbrıs barış harekatıyla önü açılan Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin ilanı adanın dört bir yanında dağınık ve tükenmekte olan Kıbrıslı Türk halkının daha gür sesi, yeni umudu oldu.

Kıbrıs’a sadece bir ada olarak bakmıyoruz; şehit kanıyla sulanmış, etnik çıkarlar doğrultusunda çatışmalar arasında kalmış, kendini savunabilmek için bile Türkiye’ye umut bağlamış, yaşama hakkının dahi elinden alındığı trajik olaylara şahit olmuş, vahşet denilebilecek insanlık dışı durumlara maruz kalmış yavru vatan olarak bakıyoruz. Suat Paşa’nın Rauf Denktaş’a söylediği şu sözleri hatırlayalım: “Denktaş cebine bir taş koy! Dostun Klerides senden toprak isteyecek. Masanın altından bu taşa dokunmasını sağla ve hemen geri çek, tekrar cebine at! “Sana bunu verecektim ama şehitler müsaade etmiyor” de.” Bu vurguyla da Kıbrıs’ın bir adadan ibaret olmadığını anlayabiliriz.

Hal böyle iken yeni seçilen cumhurbaşkanı Ersin Tatar’a kulak verdiğimizde beş yıllık süre içinde Türkiye ile Kıbrıs Türklerinin kaderinin ortaklığı ve ilişkileri güçlendirmeye değinmesi geleceğe dair umut beslememizi sağlıyor. Öyle ki Polat Paşa’nın Denktaş’la Maraş hakkında görüşmeleri için ben babamın çiftliğini korumuyorum; burayı kimseye yağmalatmam, deneyeni pırasa gibi doğrarım! sözüne istinaden 46 yıl üstüne kademeli olarak hayalet şehir Maraş’ın açılması şehrin önemini koruduğunu, geçmişin izlerindense halkın kullanımına hizmet vermesi bizlere sevindirici gelişmeler olacağını düşündürür. Bunlar ışığında Kıbrıs-Türkiye ortaklığı ile “işlerin rayına oturması” Rum halkının dinmeyen açgözlülüğüne rağmen heyecanla takip etmemiz gereken meseledir.

Bu vesileyle başta Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş olmak üzere Kıbrıs Türktür Türk kalacak diyerek yola çıkan tüm mücahitlerimizi, şehitlerimizi rahmetle anıyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir