Rabia KINA
Selim 1470 yılında Amasya’da doğmuştur. Annesi Dulkadiroğlu Alaüddevle’nin kızı Ayşe Hatun’dur, babası 2. Beyazıt’tır. Kaynaklarda iyi bir eğitim gördüğü belirtilir. Sert mizacı, cesareti ve ataklığı sebebiyle “Yavuz” lakabıyla tanınmıştır. Selim üç kardeştir diğerleri Ahmet ve Korkut’tur.
Babası II. Bayezid’in tahta geçmesi ile bir süre babasının yanında İstanbul’da kalmıştır. Ardından Sultan II. Bayezid, Şehzade Selim’e Trabzon Sancağını vermiştir. 24 yıl gibi uzun bir süre Trabzon’da sancak beyliği yapmıştır. Sancak beyliği yaptığı süre boyunca burada ki sınır boylarını korumuş ve Şah İsmail tarafından desteklenen Şii tehlikesini sancak beyliği sırasında anlamıştır. Sınır hatlarını kuvvetlendiren Selim Şah İsmail konusunda da babasını uyarmıştır.
II. Bayezid’in tahttaki gücünün azalmasıyla, yerine Amasya’da sancak beyliği yapan Ahmet’in tahta geçireceği bilgisi Selime gelmiştir. Selim bunu kabul etmemiş ve bazı sebepler sunup sancağının değiştirilmesini talep etmiştir. Osmanlı devlet erkânında şehzade Ahmet’in padişah olmasını istemekteydi. Bu yüzden Selim’i olabildiğince devletin merkezinden uzak tutuyorlardı. Selim’in sancak değiştirme talebi de reddedilince babasına bir mektup yazmıştır. Mektubun içeriğinde tahtta onun da hakkı olduğunu belirtmiştir. Tahta geçemeyeceğini tamamen anlayan Selim, 1510 yılında Kefe’ye gitti. Rumeli’de istediği sancak kendisine verilmeyince Kili ’den ordusuyla Edirne civarına geldi. Çukur Çayır denilen yerde babası ile anlaşma yaptı, kendisine Semendire sancağı verildi. Sancağa doğru yola çıkarken Şehzade Ahmet’in tahta geçeceği bilgisi ulaşır ve yoldan geri dönerek taht için savaşmaya hazırlanır. Yeni çeriler şehzade Selim’i destekliyorlardı ve bu yüzden Şehzade Ahmet’in İstanbul’a girişine izin vermediler. Selim, süratle İstanbul’a geldi, taraftarlarınca sevinçle karşılandı. İstanbul’a girmeden önce kardeşi Korkut ile buluşup bir süre konuştuktan sonra Yenibahçe’de kendisi için hazırlanan çadıra indi. Babası, onu memleketi karışıklıktan kurtarmak için serdar tayin ettiğini ileri sürüyordu. II. Bayezid, ağır baskı karşısında tahtından oğlu lehine feragat etmeye mecbur oldu, bir bakıma tahttan indirildi. Neticede Selim 25 Nisan 1512’de padişah oldu. Sultan Selim’in sekiz yıl gibi kısa süren saltanatı, Osmanlı tarihinin en ilginç devresini oluşturur. Özellikle İran’a ve Mısır’a yönelik sefer sonucu, Osmanlı İmparatorluğu sadece batıda Orta Avrupa’ya değil,aynı zamanda Ortadoğu’ya hâkim bir siyasi güç haline gelmiştir.
Selim’in tahta çıkmasından 20 gün sonra II. Beyazid Dimetoka’ya gitmek üzere yola çıkar. Beyazid Dimetoka’ya kadar gidemez yolculuğunun üçüncü gününde Havas yakınlarında vefat eder. Cenazesi İstanbul’a getirilerek Fatih Camii’nde cenaze namazı kılındıktan sonra kendi yaptırdığı Bayezid Camii’ndeki türbesine defnedildi.
Selim tahta çıktıktan sonra kardeşlerini ve yeğenlerini tahtı sağlamlaştırmak için katleder. Bundan sonraki düşüncesi Şah İsmail meselesidir. “Safevîler’in Anadolu’da giderek artan propaganda faaliyetleri yanında taraftarlarınca birbiri ardı sıra çıkarılan büyük isyanlar Yavuz Sultan Selim için halledilmesi gereken en önemli mesele durumundaydı. Öncelikle Safevî taraftarlarının cezalandırılması için emir veren Yavuz Sultan Selim daha sonra doğrudan Şah İsmail üzerine yürüme kararı aldı. Yapılan teftişler sırasında Anadolu’da Safevî yandaşı oldukları gerekçesiyle 40.000 kişiyi katlettirdiği iddiaları doğru değildir. Son çalışmalar takibata uğrayanların, ağır biçimde cezalandırılanların daha ziyade Safevî propagandası yapan kişiler (halife) ve onları destekleyen tekke mensupları olduğunu, bunların bir bölümünün idam edilmeyip sürgün edildiğini (meselâ Mora’ya ve Rumeli yakasına) ortaya koymaktadır. Ayrıca Safevîler’e meyleden pek çok kimsenin köylerini boşaltıp Şah İsmail’e katıldığı tahrir kayıtlarından anlaşılmaktadır.
Safevîler üzerine harekete geçmeyi kararlaştıran Yavuz Sultan Selim, yaptığı divan toplantılarında hem savaş kararını hem de uygulanacak stratejiyi tartışmaya açtı. Vezirlerin bir kısmı Anadolu’daki karışıklıkların henüz yatışmaması sebebiyle böyle bir seferi erken buluyordu. Ancak bunlar onu fikrinden vazgeçirecek boyutta değildi. Verilen fetvalarla sefer kesinleşmişti. Ayrıca Yavuz Sultan Selim, Safevîler’e karşı ticarî bir ambargo başlattı ve İran ipeğinin Batı’ya girişini yasakladı. Sınırlar tamamen kapatıldı, tüccarın geliş gidişi engellendi, yasağa uymayanlar cezalandırıldı ve mallarına el konuldu. Edirne’ye gelen Selim Şah İsmail’e bir mektup göndererek ona karşı savaş açtığını ilân etti. Gönderdiği mektupla Şah’a “Sünnet-i seniyyeyi” kabul etmesini ve tövbe etmesini söyledi. İki gün sonra savaş meydanına varan Selim savaşın hemen yapılacağı emrini verdi. 23 Ağustos 1514’te savaş başladı ve Osmanlı ordusu Şah’ın birliklerini yenmiştir. Şah İsmail savaş alanından kaçmıştır. Osmanlı birlikleri Tebriz’egirmiş ve Cuma günü burada hutbe okutulmuştur. 17 Temmuz 1515’te Selim İstanbul’a döndü. 1515 yılında Safevi taraftarı Karahan Koçhisar’da mağlup edildi. Böylece Rakka ve Musul’a kadar olan bölge Osmanlı eline geçti. Selim, Piri Mehmet Paşa’yı vezirliğe tayin etti. Yeni tersane ve donanma yaptırdı.
Osmanlı ve Memlüklü arasında sorunlar yaşanmaktadır. İki ordu 24 Ağustos 1516’da Mercidabık ovasında karşılaştı ve Memlüklü ordusu mağlup oldu. Halep savaşsız teslim alındı. Selim kendisine itaat etmesi için Tumanba’ya iki elçi gönderdi fakat Tumanbay bu elçileri öldürdü. Tumanbay Camberli Gazali komutasında bir orduyu Suriye’ye yolladı Sinan Paşa kuvvetleri Gazze civarında bu orduyu mağlup etti. 22 Ocak 1517’de Reydaniye mevkiinde yapılacak olan savaşta Selim, Memlük ordusunu yendi. Sinan paşa bu savaşta Tumanbay tarafından öldürüldü. 30 Ocak 1517’de Kahire tamamen ele geçirildi. Selim adına hutbe okutuldu. Böylelikle Selim “Mekke ve Medine hizmetkârı’’ unvanını aldı.“Mercidâbık Muharebesi Osmanlılara Suriye, Lübnan ve Filistin’in hâkimiyetini sağlayarak Mısır yolunu açmış, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki şehirlerde Osmanlı hâkimiyetini sağlamlaştırmış, dolaylı olarak Safevîler’in beklentilerini boşa çıkarmış, Memlük Sultanlığının tarih sahnesinden silinişinin ilk önemli adımını oluşturmuştur.”
25 Temmuz’da İstanbul’a dönerek yatsı vakti herhangi bir tören yapılmaksızın Topkapı Sarayı’na giren Yavuz Sultan Selim iki sene süren bu uzun seferden yorgun düşmüştü. Buna rağmen İstanbul’da fazla kalmadı kısa bir süre sonra Edirne’ye gitti. Burada elçileri kabul etti, av partileri düzenledi. Yavuz Sultan Selim yeni bir sefer için hazırlık yapmaktan da geri durmadı. Bu maksatla 1519 Nisanı’nda İstanbul’a döndü. Burada donanmanın hazırlıklarını tamamlaması için uğraştı. Hedefinin Rodos veya İran’dır. Bu sırada Anadolu’da çıkan Safevî yanlısı isyan ve yeğeni Şehzade Murad’ın faaliyetleri sebebiyle doğu sınırlarında karışıklık hüküm sürüyordu. Bunun ardından toplanan meşveret meclisinde ulema Rodos üzerine sefere çıkma isteğini uygun bulmadı, Anadolu’daki karışıklıkların da rolüyle Şah İsmail’e karşı yürümenin daha öncelikli olduğu yolunda fetva çıktı. Kaynaklarda, Yavuz Sultan Selim’in bu duruma öfkelendiğini ve seferden vazgeçtiği belirtilir. Edirne’ye gitmek için 18 Temmuz 1520 İstanbul’dan ayrılan Selim Edirne’ye hareketi Batı’ya karşı çıkacağı bir seferin habercisi olarak kaynaklarda yer almışsa da sağlığının iyi olmaması ve İstanbul’da çıkan veba salgını dolayısıyla buraya hareket ettiği bilinir. Sırtında çıkan bir büyük ur yüzünden Çorlu’dan ileri gidemedi; hekimlerin müdahalesine rağmen hastalığı giderek ağırlaştı ve iki ay kadar burada ümitsiz bir tedavi gördükten sonra 21-22 Eylül 1520 gecesi sabaha karşı vefat etti. Ölümü oğlu Süleyman’ın Manisa’dan İstanbul’a gelişine kadar gizli tutuldu. 1 Ekim’de İstanbul’a getirilen naaşı oğlu ve devlet adamları tarafından şehir girişinde karşılandı ve Fâtih Camii’ne indirildi. Burada kılınan namazdan sonra bugünkü türbesinin bulunduğu Mirza Sarayı denilen yerde defnedildi. Üzerine geçici olarak bir çadır kuruldu, daha sonra oğlu Süleyman tarafından buraya bir türbe ve cami yaptırıldı.
Sekiz yıldan biraz fazla süren saltanatı dönemi Osmanlı tarihi için bir dönüm noktası teşkil eder. Selim Kızıldeniz’den Portekizlileri atmış, Şii tehlikesini bertaraf etmeye çalışmış ve bir dünya devleti haline getirmiştir. Vefatının ardından oğlu Süleyman tahta geçmiştir.